GUERNICA
Pablo Picasso’ya
Ve karanlıkta ölüp gittiler
Paul Eluard
Görmeye vermek, 1939
Tüm dünyada şiddetin ve şiddete karşı direnişin simgesi haline gelmiştir Picasso’nun Guernica’sı... Tabloya bakarken trajediye boğulmuş masum sivil halkın çığlıklarını duyarsınız, yanık et ve kurumuş kan kokusunu ‘burnunuzdan solursunuz’, insan ruhunun karanlık tarafı karşısında öfke ve isyanla çakmak çakmak bakar gözleriniz ve kahrolası vahşeti inkar edemezsiniz...
1936 Temmuz’u... Kan rengine bulanmış bir illüzyon dünyayı gittikçe içine çekiyor: ‘Faşizm’, her yere bulaşıcı bir hastalık misali yayılıyor. İspanya, Cumhuriyetçiler ve General Franco’nun faşist partisi arasında ikiye bölünmüş.
Kabus kulaktan kulağa yayılabilir mi? Yayılıyor işte... Her gün katledilen erkeklerin, kadınların, çocukların, aydınların, Cumhuriyetçiler’in haberleri önce kulaktan kulağa yayılıyor, sonra duyanların içlerini burkuyor, şiddet, onları iliklerine kadar ürkütüyor. Kabustan uyanmak isteyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor ama bu kabus herkesi esir almış, kimse uyanamıyor...
Fransız Hükümeti, düzenleyeceği uluslararası bir sergi için, perspektifin tüm kurallarını hiçe sayan, Kübist akımının öncülerinden Picasso’dan, İspanya pavyonuna, İspanyol Hükümeti’ni çok iyi yansıtacak bir yapıt hazırlamasını istiyor. Dünyaya hangi tarafta olduğunu göstermek adına inanılmaz bir fırsat yakalayan Picasso, hemen bu ‘büyük’ yapıtını ortaya koyabilmek için kollarını sıvıyor.
1937 yılının Nisan ayının son günlerinde insanlık tarihi, tüyler ürperten bir katliama tanık oluyor. İspanyol Generali Franco, Alman ve İtalyan faşistleri ödüllendirmek amacıyla, Guernica kasabasında, Adolf Hitler’e ve hava kuvvetlerine yeni silahlarını denemesi için izin veriyor. Sivil halkı topluca yok eden bu ilk hava bombardımanında Hitler Ordusu, faşizme direnen İspanyol halkından öcünü, kasabayı dört saat arka arkaya, acımasızca bombalayarak alıyor. Yangın üç gün sürüyor. Kasabada “... çocuk çığlıkları, kadın çığlıkları, kuş çığlıkları, çiçek çığlıkları, kalas ve taş çığlıkları, mobilya, yatak, sandalye, perde, saksı çığlıkları...” birbirine karışıyor.
20. yüzyıldaki katliamların en şiddetlisine Picasso tarafından verilmiş en şiddetli ve yıkıcı cevap olan ‘Guernica’, bu yüz kızartıcı olaydan sadece 2 ay sonra tamamlanıyor.
Guernica’da yaşanan trajediyi, korkuyu, acıyı, kederi, faşizmin yıkımlarına karşı ortaya çıkan başkaldırıyı ve öfke çığlıklarını simgeleyen, 3,49 m’ye 7,76 m’lik dev boyutlarıyla da fark yaratan bu siyah beyaz tablo, Picasso tam 45 taslak yaptıktan sonra ortaya çıkıyor.
Tablo, ustanın özenle üzerinde çalıştığı taslakların ardından, can çekişen masum insanların ve hayvanların parçalanan etlerinin, akan kanlarının mide bulandırıcı kokusunu, karşısında duranların burunlarına taşımakta ustalaşıyor. Sanatçı resminde uluslararası semboller kullandığından tablo tüm dünyada ‘savaşların dili’ olmayı başarıyor.
Resmin ana öğeleri arasında sol tarafta büyük gözlü bir boğa, tepede yanan lambaya rağmen elindeki gaz lambasını pencereden dışarıya uzatarak sanki ortalığı aydınlığa kavuşturmaya çabalayan biri, acı içinde yıkılmak üzere olan bir at ve ölü yavrusunu kucağına almış gözü yaşı bir kadın bulunuyor.
İngiliz ve sanat tarihçisi Simon Schama Guernica için şunları söylüyor:
“Pablo Picasso’nun Guernica’sı öyle tanıdık, öyle büyük, öyle güncel. Fiziksel olarak bir film ekranından daha büyük. Peki bu resim ne hakkında? Ustanın yapmak istediği Nazi savaş uçakları tarafından mahvedilen İspanyol kasabasıyla ilgili bir açıklama mı – vermek istediği bir röportaj parçası mı? Siyah ve beyaz olması bu yüzden mi? Hayır, resmin böyle etkileyici olmasının sebebi de bu: Picasso, Alman savaş uçakları, Basklı siviller ve yangın bombalarına dair karmaşık ve hakiki açıklamaları tek tek ortaya koymaktansa bizimle en kötü kabuslarımız aracılığıyla iletişim kuruyor. Bu resmiyle bizlere, dünyadaki korkunun kaynağının neresi olduğunu gösteriyor: ruhumuzun karanlık kuyusu.”
Guernica’da yer alanların simgeledikleri hakkında, birbirinden oldukça farklı yorumlar mevcut. Resimdeki boğanın, atın, yerde yatan bir ölünün elindeki kırılmış kılıcın, tepedeki lambanın ne ifade ettiği konusunda farklı görüşler var. Guernica'daki tüm bu figürlerin neyi sembolize ettiğini açıklaması istediğinde Picasso: "... bu boğa bir boğadır ve bu at bir attır... Resimlerimdeki belli şeylere birer anlam verdiğinizde bu doğru olabilir, ama bu anlamı vermek benim fikrim olmamıştır. Sizin vardığınız fikirlere ve sonuçlara ben de varmış olmalıyım, ama içgüdüsel ve bilinçsiz olarak. Ben resim yapmak için resim yapıyorum. Nesneleri oldukları gibi çiziyorum. Guernica’da İspanya'yı acı ve ölüm okyanusuna batıran askeri sınıfa duyduğum nefreti açıkça göstermekteyim." şeklinde cevap veriyor.
İkinci Dünya Savaşı esnasında kendisine Guernica’nın bir röprodüksiyonunu göstererek: “Bunu siz mi yaptınız?” diye soran bir Nazi subayına “Hayır, siz yaptınız!” yanıtını veren özgürlük tutkunu olan bu büyük ressam, hayatının sonuna kadar resim sanatını “düşmana karşı savunma ve saldırı amaçlı kullanılacak bir savaş aracı” olarak kullanmaya devam ediyor.
