Çocuklar Yokuşu
Çocuklar görüyorum her akşam geçtiğim o arnavut kaldırımlı yokuşta. Kendilerine birkaç boy büyük olan yıpranmış ayakkabılarının ayaklarından ikide bir çıkışlarına hiç aldırmadan oradan oraya koşuşturup duruyorlar. Tozlu yüzler aralarında yüksek bir mertebe timsaliymişçesine yoldaki tüm tozu kaldırıp, minik bedenlerinde gururla taşıyorlar. Oyunlarını oynarlarken kara kaplı yüzlerinden, parlak parlak tomurcuklanıyor gözbebekleri...
Kimi zaman havası inmiş ve yamulmuş bir top oluyor onları saatlerce eğlendiren, kimi zaman rengarenk misketleri, bazense mahalledeki evler arasında boydan boya gerilmiş iplerden kazayla düşen iç çamaşırı, beli lastikli.
Neşe onlar...
Yoldan geçenlere ufak boylarına bakmadan büyük neşe katıyorlar.
Çocuk onlar... Büyüyüp de "insan"* olmadıklarından henüz, yorgun ve bezgin bir ifade yerleşmemiş suratlarına. Ara sıra unuttuğum "umut"u hatırlatıyorlar bana.
Biz "büyümüş"ler gibi olur olmaz tüm hırsları sırtlayanlar değil, umursamaz olanlar onlar hayatı. Umursamazlık saçıyorlar eşsiz kıkırdaşmalarıyla.
Onlar yokuşun henüz yamacındakiler, masumiyetini ve dürüstlüğünü hayata teslim etmeyenler.

Yorumlar