« July 2008 | Ana Sayfa | September 2008 »

August 31, 2008

Martılar

Kanatlarını iki,üç, beş çırpıp hararetlice, sonra durulup da süzülen, bu huzuru ve özgüveniyle herkesi kıskandıran  o martılar kadar rahat ve hür olmayı düşlüyordu bir akşamüstü  gökyüzüne bakan bir adam...
Karnı tok, sırtı pekken ve bir içki sofrasında bunu durup (dururken) düşünme fırsatını bulmuşken.

Oysa yükseklerde uçan o şehir martılarından biri olsaydı şayet, bilecekti nasıl aç olacağını karnının...

-Ne şehir insanı anlayacaktı bir martının halinden, ne şehir martısı bir insanınkinden. Ortak noktayı bulmaya çalışmak, "abes"ti...

Yalnızlık üzerine...

Tanıdığını sandığın basamaklardan bile çıkarken
tökezleyebilirsin,
Ve tökezlemen gerekmez  çoğu zaman bu hayatta,
Yalnız hissetmen için.

-Zaten yalnızdır, insan dediğin.

August 05, 2008

Çocuklar Yokuşu

Çocuklar görüyorum her akşam geçtiğim o arnavut kaldırımlı yokuşta. Kendilerine birkaç boy büyük olan yıpranmış ayakkabılarının ayaklarından ikide bir çıkışlarına hiç aldırmadan oradan oraya koşuşturup duruyorlar. Tozlu yüzler aralarında yüksek bir mertebe timsaliymişçesine yoldaki tüm tozu kaldırıp, minik bedenlerinde gururla taşıyorlar. Oyunlarını oynarlarken kara kaplı yüzlerinden, parlak parlak tomurcuklanıyor gözbebekleri...

Kimi zaman havası inmiş ve yamulmuş bir top oluyor onları saatlerce eğlendiren, kimi zaman rengarenk misketleri, bazense mahalledeki evler arasında boydan boya gerilmiş iplerden kazayla düşen iç çamaşırı, beli lastikli.

Neşe onlar...
Yoldan geçenlere ufak boylarına bakmadan büyük neşe katıyorlar.

Çocuk onlar... Büyüyüp de "insan"* olmadıklarından henüz, yorgun ve bezgin bir ifade yerleşmemiş  suratlarına. Ara sıra unuttuğum "umut"u hatırlatıyorlar bana.

Biz "büyümüş"ler gibi olur olmaz tüm hırsları sırtlayanlar değil, umursamaz olanlar onlar hayatı. Umursamazlık saçıyorlar eşsiz kıkırdaşmalarıyla.

Onlar yokuşun henüz yamacındakiler, masumiyetini ve dürüstlüğünü hayata teslim etmeyenler.

August 01, 2008

Siyah

Siyah nedir?

En basiti "eş" mealinden,
Siyah, "kara"dır.

Siyah,
beyaz masumken- aksi gibi- masum olmayandır.
Siyah dediğin- güzel olanı- herhangi bir masumiyet iddiasıyla orada burada koşturup da yırtınmayandır.

Siyah,
beyaz iyiyi oynamaya başlayıp yolu yarılmışken daha oyuna başlamadan, çoktan
kötü olandır,

dolayısıyla ter dökerek kendini ispatlama çabası zaten gerekmeyendir.

Siyah, rahattır.

Siyah, her rengin tutup da "ak"laşmaya çalıştığı şu içinde bulunduğumuz dönemde,
zaten görünmeye bile çalışmayan,

çabalasa da bazen görünemeyen,

bahtsız bir bahtı karadır,

Siyah, belki bizim hiç göremeyeceğimiz  yıllar sonra,
ardında açacağı rengarenk gökkuşağı belli belirsiz olan
renk arsızı bir kapıdır?

Siyah,

sevmediğimiz beyaz, ışıltılı ve çoğu yalan günlerimizin, gündüzlerimizin ardından gelen,

Yalnız
Gerçek
Issız
Rahat
ve belki

Islak...
gecelerdir.

Siyah,
aslında çok belli olan belirsizliklerdir.

Bu tip belirsizlikler ise aslında, "gerçek" sevilenlerdir.

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar