« April 2008 | Ana Sayfa | August 2008 »

July 28, 2008

Yerin Ruhu

Img_4251
Bazı yerler vardır, ruhu olan yerler...

Nasıl ister istemez
zeitgeist'a -zamanın ruhuna -uygun hareket ediyorsan, o yerlere yolun düştüğünde de onların ruhuna uygun davranırsın, seçim şansın yoktur ve bu alternatifsizlik sana keyif verir.

İstanbul'dan gelip de sınırlarından içeri adım attığında, aksiyon dolu bir filmin en heyecanlı kavga sahnesinden bir anda ağır çekime girmiş gibi hissedersin. Tabelasını görür görmez yavaşlık en derinlerine işler, orada bulunduğun süre boyunca da çıkmaz bedeninden- çıksın da istemezsin ki, aradığın budur zaten, huzurdur, dinginliktir. Orada bir şeylere, bir yerlere yetişmen gerekmez, akreple yelkovan çoktan uzlaşmış, düellolarına yıllar önce son vermişlerdir. Güneş nazlanarak batar tüm kızıllığıyla dağlar ardında, rüzgar fuşya begonvilleri asilce okşar, dalgalar daha bir yumuşak çarpar kayalıklara... 

Beklersin...

En çabuk hallolabilecek bir işin için bile dakikalarca beklersin. Senin gibi aceleci bir insana beklemenin zevk verebileceğini görüp şaşırırsın. "Beklemek", "Sabretmek", "Sakinlik" gibi kavramlar orada olmanın, tüm varlığınla bulunmanın, havasını içine çektiğinin ilk işaretidir. 

Henüz ilk gün, güneş bile batmamışken yerin ruhunun gücüne şaşar kalır, "ruh uyuşması" denilen neymiş, anlarsın...

July 20, 2008

...

Sana hiç gelmeyen, civarından yolu geçmeyen, kazanılmamış olandır.

Kazanılmamış olanın kaybedilme durumu söz konusu değildir zaten.

Onları kaçırdığın yanılgısına düşmek, üzerine düşünüp hayıflanmak boşunadır...

July 02, 2008

Kebapçı

Sivas Kebapçısı ve aklımın almadıkları...

14 yaşındayken de bir insanın fikrinin doğruluğunu ona karşı gelenleri canice öldürerek ispatlamaya çalışmasını aklım almamıştı. Fikir tartışmaları geçmeliydi fikir savaşlarının önüne. Kağıt, kalem değil miydi silahtan, ateşten, toptan tüfekten kuvvetli olması gereken? Bizlere öğretilen?

29 yaşındayım.

Aklımın almadıkları teknoloji ilerledikçe, bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, ben okudukça, öğrenmeye çalıştıkça inadına büyüyor. Bir boşluk ki kapanmıyor. Dipsiz bir kuyu, beni dibi varmışçasına içine çekiyor.

Çepeçevrelenmiş yanık et kokusu ile insanın insafsızlığını, tüyler ürperten vahşetini, aslında düpedüz ölümü çağrıştıran bir kebapçıda,- nam-ı diğer ölümün beş yıldızlı oteli olmuş bir mezarda– insanoğlu dediğin nasıl rahatça yer, içer, hangi sözüm ona usta şişe dizer mıncık mıncık edip bıraktığı kebapları, yine aklım almıyor...

 


Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar