Yerin Ruhu
Bazı yerler vardır, ruhu olan yerler...
Nasıl ister istemez zeitgeist'a -zamanın ruhuna -uygun hareket ediyorsan, o yerlere yolun düştüğünde de onların ruhuna uygun davranırsın, seçim şansın yoktur ve bu alternatifsizlik sana keyif verir.
İstanbul'dan gelip de sınırlarından içeri adım attığında, aksiyon dolu bir filmin en heyecanlı kavga sahnesinden bir anda ağır çekime girmiş gibi hissedersin. Tabelasını görür görmez yavaşlık en derinlerine işler, orada bulunduğun süre boyunca da çıkmaz bedeninden- çıksın da istemezsin ki, aradığın budur zaten, huzurdur, dinginliktir. Orada bir şeylere, bir yerlere yetişmen gerekmez, akreple yelkovan çoktan uzlaşmış, düellolarına yıllar önce son vermişlerdir. Güneş nazlanarak batar tüm kızıllığıyla dağlar ardında, rüzgar fuşya begonvilleri asilce okşar, dalgalar daha bir yumuşak çarpar kayalıklara...
Beklersin...
En çabuk hallolabilecek bir işin için bile dakikalarca beklersin. Senin gibi aceleci bir insana beklemenin zevk verebileceğini görüp şaşırırsın. "Beklemek", "Sabretmek", "Sakinlik" gibi kavramlar orada olmanın, tüm varlığınla bulunmanın, havasını içine çektiğinin ilk işaretidir.
Henüz ilk gün, güneş bile batmamışken yerin ruhunun gücüne şaşar kalır, "ruh uyuşması" denilen neymiş, anlarsın...
