« Adı "ilişki"yse eğer-5 | Ana Sayfa | İnsan... »

January 07, 2008

Ruh beden kaosu

Nietzsche Ağladığında”yı okuduktan ve Nietzsche’nin “ümitsizlik öz farkındalığın bedelidir” cümlesinden etkilendikten sonra...

Düşünsenize hepimiz bir ruh (zihin) ve bedenden oluşmuşuz. Hepimizin ruhunu tutup vakumlamışlar ve etten, kemikten bir bedenin içine yerleştirmişler. 

Farklı beden ölçülerimiz olduğu gibi farklı ruh ölçülerimizin de olduğunu düşünmüşümdür hep... 

Kimilerinin ruhları, bedenlerinin içine sorunsuz sığabilmiştir. Çünkü bu “şanslı” kişilerin ruhları uyku kovuklarında ilk buldukları yere yerleşerek kıpırdamaksızın, usul ve uslu bir hayat geçirmeyi yeğlemişlerdir.

Bu yerleşmenin gözle görülebilir somutlaşan yansıması o kişilerin koşulsuz istikrarları ve mutluluklarıdır.

Diğer tüm ruhu bedenine sorunsuz ilişebilmiş şanslılar gibi sadece  “belli” ve  “basmakalıp” dönemlerde mutluluklarının gölgelendiği , iç huzursuzluklarının bedenlerini dürttüğü olur.

Büzüşmüş ruhların rüyalarına ara verdikleri bu dönemlere insanlar kalıp isimler bulmuşlardır çoktan,  mesela ergenlik, andropoz, menopoz gibi.... 

Bu kişiler, “herkes”  yaşadığı için , normal “düzen”den kopmamak adına bu belli dönemlerde birtakım sıkıntılar yaşayabilirler.

Bu evreden geçmek onlara önceden öğretilen “evrensel” sorunlu dönemlerden olduğu için midir bilinmez ama  bu dönemde beden-ruh eşleniği olan bu “şanslı” doğuştan dizginliler az da olsa hayatlarını sorgularlar ve düşünürler...

Sadece o dönemlerde ruhları uyku sersemi mahmur gözlerle kovuklarından şöyle bir çıkıp sağa sola bakıp gerinir sonra keşfedilebilecek yeniliklerden hoşlanmayıp, özgürlük denen illetten korkup yine uzun süre uyanmamak üzere yuvalarının yolunu tutarlar.

Bazılarının ise ruhları, beden bulmalarının ilk gününden, daha ilk yakarışlarından itibaren isyan halindedir.

Sürekli bedenlerinden çıkma arzusu içerisinde kıvranarak özgürlüklerinin peşindedir gözleri.

Hayatlarındaki ve çevrelerindeki  “kalıp”larda gözle görünür hiçbir sorun yoktur ama onların temel dertleri zaten bu kalıpların varlığıdır. 

İçine girmek zorunda bırakıldıkları “kalıp”ların (beden) sınırlarını, tırnaklarının içinin kan ve kıymık dolmasını umursamadan tırmıklar, eşeler dururlar.

Kalıpları, -“meli” –“malı”ları sorgularlar. Tüm bunlar iyice girdaplaşan, zorlaşan ebedi bir tutsaklık hissi verir onlara.

Huzursuzca ararlar. 

Ruh denilen illetleri, beden labirentinin  “kafatası” kısmından en ideal çıkış noktasına ulaşmaya çabalar, azmeder durur.

Böylece ruhları bedenlerine bir türlü sığmayan insanların beyinlerindeki sorgulamaları, düşünceli halleri, özgürleşme ihtiyaçları hayat boyu sürer.

Onlar sürekli kendi içlerinde uzun ve derin keşif gezilerine çıkmadan, yeni birşeyler öğrenmeden, kendileri gibi başkalarının da olduğu gerçeğini görmeden rahat edemezler

Yorumlar

Yorum yazabilirsiniz.

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar