Kaybetmek üzerine
Uzun bir zamandır,
Hep orada zannettiğinin
Aslında hiç olmadığını anlarsın ya bir anda...
Nasıl beter bir histir!
« October 2007 | Ana Sayfa | December 2007 »
Uzun bir zamandır,
Hep orada zannettiğinin
Aslında hiç olmadığını anlarsın ya bir anda...
Nasıl beter bir histir!
Barda, uzun boyunlu bir bistro masasında, tek başına bir kadın
İçeriye giren gruplara karşı mahçup hissediyor kendini.
Çünkü o yalnız.
Ve ona göre yalnız bir insan, tek başına kaplamamalı koca bir masayı,
Terk etmeli yerini derhal, neşeyle cıvıldayan kalabalık gruplara
Etrafına bu tedirginlikle bakarken
Bardaki altı bistro masasında daha yalnız insanlar olduğunu fark ediyor kadın.
Altı masanın altısında da yalnız başına erkekler var.
Ama hiç birinin yüzünde göremiyor masayı tek başına işgal etmekten kaynaklı mahcubiyet dolu bir bakışı...
Sonra düşünüyor yeniden:
Mevcut huzursuzluğu o gece,
Koca masayı kaplayan bir yalnız olmaktan mı,
Yoksa koca barda yalnız başına oturan bir kadın olmaya alışkın olmamaktan mı,
diye...
İlk gözyaşlarımız, ilk ağlayışımızla başlar iletişimimiz hayatla.
Sonra öğreniriz hep yeni birşeyleri.
Çocuk işi bir oyun ve gerçekliğin yüz kızartan şamarlarıyla karışık.
Yaşar dururuz.
En bitmesi için hiç bir nedeni olmayanlar bitiverir bir çırpıda.
En güldüğümüz gecenin sabahında bağlarız karaları.
Yıllar çıkardığında gözlerimizin yanında kaz ayaklarını,
Bir gün,
Bağdaş kurup otururken buluruz kendimizi yalnızlığımızda,
Öyle sıkıdır ki bağdaşımız, çözemeyiz bacaklarımızı...
Sonra, doğduğumuz günün aksine gömülür bir sessizliğin içine,
Çığlık kıyamet geldiğimiz bu "hayata"
İronik bir şekilde
"Susarken" veda ederiz...
Merhaba Pınar,
Senden yıllar sonra gelen bu mektupla ulaşamadığım, peşinde koşmadığım
büyük bir tutkumun yıllar önce kapanan perdesi yeniden aralandı. Oysa
cevap beklemeksizin- belki de cevabı istemeksizin, sadece bir günah
çıkarma edasıyla- atmıştım ilk mektubumu sana...
Seninle yollarımızı ayırdığımız o günden sonra kuruttum "radikal"
isteklerimi, gömdüm içimde derin bir yerlere. O zamanlar fark edememiş
olsam da şimdi farkediyorum, girdim demirden sert bir dişli çarkın tam
göbeğinden içeriye.
Merhaba Pınar,
Mektubunu aldığıma öyle sevindim ki! Keşke daha uzun yazabilseydin bana....
Sahi kaç yıl oldu görüşmeyeli? İlkokulun son yılıydı sanırım ayırdığımızda yollarımızı seninle. Hiç unutmam, her sabah, erkenden, hava daha aydınlanmamışken uyanır, o küçücük yaşına rağmen kimseye rahatsızlık vermemek için sessizce siyah önlüğünün üstüne beyaz yakanı iliştirir, akşamdan düzenlediğin koca çantanı sırtına takar, koşturarak okul servisine yetişirdin...