Platonik
O akşam, karşı apartmanın kapısında ateşli bir şekilde birbirlerini veda öpücüklerine boğan çifti gördüğünde Elif’in büyük gözleri sabırsız ve sitemkar birkaç damla yaşla doldu. Aşkın taze filizlendiği o ilk günlerindeki heyecanın, deliliğin, çoşkunun ve umursamazlığın hasretini duydu birden yüreğinin derinliklerinde.
Her sarıldığı aşkın alevinin böyle hızlı donmasının nedeni yüzyılımızın yeşertip gürbüzleştirdiği hızlı tüketim alışkanlığından mıydı, yoksa aşkın ömrünün bir takım yazarların yazdığı gibi zaten üç yıl olduğundan mıydı bilinmez, Elif, otuzlu yaşlarında başladığı her ilişkisine önce tarifi imkansız bir mutlulukla bulutların üzerinde başlıyor, ancak geçen yıllar ilişkisine olgunluktan ve şehvetten çok, lanet olası bir tıkanma ve yalnızlık hissi katıyordu.
İki kişilik yalnızlığın katlanılmazlığı ise beklenen o hazin “son”ların, hikayelerindeki uğursuz yerlerini hızla almasına neden oluyordu.
Son beş yılını gece gündüz beraber geçirdiği Fırat’la da ilişkisinde tehlike çanlarının çaldığını, o akşam kendini, karşı apartmanın kapısında, sarışın ve bakımlı sevgilisini ihtirasla sararak hiç bırakmaksızın dudaklarından, kollarından, alnından defalarca öpen o hoş adamın kollarında olmayı düşlerken bulduğunda idrak etti.
Oysa son aylarda, aylık kadın dergilerinde yazılan her ipucunu ciddiye alarak “ilişkisini kurtarma harekatı” kapsamında ne de çok emek harcamıştı... Mumlar, şık sofralarda özenle hazırladığı aliminyum folyolara sarılıp sarmalanmış afrodizyak atıştırmalıklar, şişe şişe tüketilen en bordo ve buruğundan kırmızı şaraplar, seksi jartiyerlerle donattığı özel geceler, aşklarının alevini baki kılmak, ilişkisini kükreterek yıllara karşı meydan okutmak için yeterli olmamıştı...
Fırat’la ilişkileri yıllandıkça içinden çıkılmaz bir alışkanlığa, sevgililikten çok kardeşliğe dönüşmüştü... Elif ilişkilerine bir es vermenin, durup sakinlikte düşünmenin ideal çözüm olduğunu düşünüyordu ancak bir türlü cesaretini toplayıp bu fikrini Fırat’la paylaşamamıştı...
Tüm bunları aklından geçirirken heyecanlı çifte doğru yeşil gözlerini fazla dikmiş olacaktı ki, bir anda az önce hayalini kurduğu adamla göz göze geldiğini fark etti.
Röntgenciliğinden utanıp şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemedi, sanki karşıdan karşıya bir caddeyi geçiyormuşçasına önce sağa, sonra bir de sola baktı, ardından camı usulca kapattı ve üzerine de ince çizgili keten perdesini sertçe çekti.
Koltuğa uzanıp bir arkadaşının binbir dil dökerek tavsiye ettiği “Sır” isimli kitabı eline aldı.
Adamın bakışı bir türlü gözünün önünden gitmiyordu.
Elif o gece, elindeki kitapta her fırsatta defalarca yinelenen ve pompalanan “Evrenin sırrı keşfedildi: İstediklerine çok yoğunlaşırsan, aslında her şeyi elde edebilirsin” söylemlerinin doğru olup olamayacağını düşünürken uyuyakaldı.
Sonraki akşamlarda Elif, tam karşısındaki dairede oturduğunu keşfettiği hoş adamın evini gözetlemekten kendini alamadı. Adamın sarışın ve bol makyajlı sevgilisi hemen hemen her akşam geliyor, ancak Elif’in dikkatini çeken o ilk akşamki öpüşmenin heyecanını bir daha yakalayamamışa benziyorlardı...
Elif’in elindeki sihirli değnek adama kitlenmişti. Adamı gözünde büyütmek garip bir şekilde hoşuna gidiyor, onu merak ettikçe tatlı bir heyecan girdabına dalıyor, yüreği çarpıyordu. Vakti zamanında parmaklıklı pencerelerinin ardından izlediği kumral ve yakışıklı bir subaya tutulan anneannesinin “platonik aşk, aşkların en güzelidir çünkü sevgilinin elde edildiği o ilk gün, aslında aşkın heyecanının yavaş yavaş ellerinden kaymaya başladığı gündür.” cümlelerini hatırlayarak sarılıyordu platonik aşkının heyecanına.
Bir sabah uyandığında, ilk iş olarak açmaza giren ilişkilerini konuşmak üzere Fırat’ı evinde bir akşam yemeğe davet etme cesaretini gösterdi. Gün boyu trafikte, ofiste, asansörde, öğle yemeğinde, eve dönüşünde hep neyi nasıl konuşması gerektiğini prova etti. Kırıcı olmaması için direk anlatacaklarını dolaylandırabilecek ustalıkta cümleleri tekrarlayıp durdu içinden. Masayı her zamanki gibi şık hazırlamış, mum ışıklarıyla donatmıştı. Bu kez şarap kadehlerinin son yudumunu alırken sevgilisini yatağa yönelten ustalıklı cümlelerinin yerini ayrılığa ve hep arkadaş kalmaya dair cümlelerin alacak olması, düşündükçe Elif’in içini buruyordu.
Ama olması gereken buydu.
Fırat o akşamki yemeğe ani bir toplantısı çıktığı için gelemeyeceğini söylediğinde Elif cümlelerini toparlayamayacak kadar şiddetli bir asabiyetle telefonu kapattı. Kadehini, şarapın adabına ve asaletine uymadığını bile bile ağzına kadar doldurdu, hızlı ve dolgun bir yudum alarak sakinleşmeye çalıştı. Şarap yudumu boğazını yakarak geçtiğinde hafifçe ürperdi, burulan dudaklarına ivedi bir şekilde sigarasını yerleştirerek pencereyi açtı.
Kavurucu yaz gecelerinin ardından o akşam sert bir rüzgarın yüzüne çarpması hoşuna gitti. Ergenlik döneminden beri sakinleşmesine yardımcı olan emektar sigarasından son bir nefes çekiyordu ki, karşı apartmandaki komşusunun loş ışığının yandığını gördü. Adam kareli bir boxerla salonundaki tek kişilik koltuğa oturdu, eline bir dergi aldı ve ayaklarını önündeki pufa uzattı. Rahat ve sakin görünüyordu. Elindeki içki kadehi ve yaktığı kalın purosuyla tam bir keyif düşkünü olduğu belliydi. Elif, adamı böyle keyifle karşısında görünce dudaklarından tebessümü esirgeyemedi... Zaten akşamın karanlıkta yüz ifadesini kimse seçemezdi.
Sokağa gelen çöp kamyonu ve çöplerin yarısını yere, yarısını kamyona döken özensiz çöpçülerin gürültüsü, pencereden istediği kadar bakması için imdadına yetişen bir bahane olmuştu...
Çöpçülerden kafasını kaldırdığında adamın elindeki cep telefonuyla sinirli bir şekilde konuşarak bir sağa bir sola volta attığını gördü. Aralık kalan perdenin önünden geçerkenki surat ifadesinden adamın tüm keyfinin kaçmış olduğu belliydi. Sonra hışımla cep telefonunu kapatarak masanın üzerine fırlattı ve zaten loş olan ışığı tamamen kapattı.
Işık söndüğünde, çöp arabası da sokağı terk etmişti. Artık bahanesi kalmayan Elif de içeri girdi.
Özenle hazırladığı sofradan bir lokma dahi yemek istemeyince alelacele giyindi ve bir kaç sokak mesafedeki salaş balıkçıya doğru yola koyuldu. Kaçan keyfini, bu salaş balıkçıda garsonluk yapan, eskiden Tarabya Kıyı Restoran'da çalıştığından her öğünde anlatılabilecek bir dolu hikayesi olan Hikmet ile yapacağı hoş sohbet eşliğindeki iyi pişirilmiş bir ızgara levrek ve buz gibi bira geri getirebilirdi. Garson Hikmet buram buram balık kokan geçmişiyle, ünlülere verdiği “kaliteli” hizmetiyle, Kıyı Restoran’ın eski garsonlarından olmakla övünmeyi pek seven, yetmiş yaşlarında, kır saçlı ve konuşkan bir adamdı.
Elif içeri girdiğinde restoranın Ramazan ayından dolayı boş olduğunu gördü. Cam kenarındaki tek dolu olan masada oturan üç erkek arkadaş bir yandan rakı kadehlerinden ve şalgam sularından keyifle yudumlar alırken bir yandan da Türkiye’nin halini hararetle tartışıyorlardı. Tek gözleri ise oynanan çekişmeli lig maçındaydı.
Elif, her zamanki gibi önden gelen, üzerindeki küp doğranmış domatesleri rendelenmiş beyaz peynirle donatılmış enfes yeşil salatasını iştahla bitirdi, birasını yarıladı ve ızgara levreğinin kılçıklarını ayıklamak üzere kollarını sıvıyarak hummalı bir çalışmaya girişti.
Arada sırada yanına gelen Hikmet, Kıyı Restoran’a sık sık gelen Ajda Pekkan’ın da çok sevdiği kalkan balığını elleriyle nasıl da büyük keyifle yediğini anlatarak hem süperstarın bu rahatlığını içten içe takdir etti, hem de Elif’in arada sırada da olsa -kibarlıktan- eline aldığı çatalı tamamen bir kenara bırakıp unutmasını sağladı.
Yemek bittikten sonra Elif keyif birasını söylediğinde Fırat’a olan sinirinden, ofisteki yorgun gününden, kafasını kurcalayan düşüncelerinden bir adım daha uzaklaştığını hissetmişti ki merdivenlerden yukarı çıkan birinin “Balığın yanında rakı da alabilirim değil mi?” diyen tok ve etkileyici sesiyle irkildi.
Bu oydu.
Günlerdir gözetlemekten kendini alamadığı karşı komşusu da, o akşam, evinin yakınındaki bu şirin balık restoranını keşfetmişti.
Elif’in heyecanla büyüyen yeşil gözleri henüz gördüğüne inanamama aşamasındayken, ince dudakları dayanamayıp çoktan kaçamak bir tebessüme bürünmüşlerdi bile.
Adam, Elif’in dudaklarındaki tebessümü karşısında kayıtsız kalmayıp başını hafifçe eğerek selam verdiğinde Elif, uzun süredir yaşadığı platonik heyecanın doruğuna tırmandığını hissetti.
Ve her erkeğe ilk keşif adımını atarken olduğu gibi yine içinden, anneannesinin aşkın geçiciliğine dair fikirlerinde yanılmış olmasını diledi...
pos


Yorumlar