Babasının Kızı
Alman Hastanesi'nde meslek aşkı ve insan sevgisiyle dolu oldukları gözlerinden belli olan yetenekli doktorlarımız Fikret Tanırgan ve Hasan Ofluoğlu'na...
Acile gittiğimiz o sancılı ilk geceden itibaren gülen yüzlerini ve ilgilerini bizden esirgemeyen Nilgün'e ve Uğur'a...
Babasının:
Yaşlı ve hasta adam yorgun düşmüş gözlerini sıkıca yummuş, bitkin bedenini dinlendirmeye çalışıyordu. Yarım yamalak dalabildiği uykusunda boncuk boncuk terleyerek sayıklıyordu:
“Kalın bağırsağım delinmiş ve kanım zehirlenmiş ha? Oysa o kadar da özenle bakmıştım kendime... Ama yaşamalıyım. Kızım, oğlum ve karım için sabretmeli ve yaşamalıyım!”
Hayatı boyunca doktordan, kandan, ağrıdan korkup köşe bucak kaçarken aniden ölümü paçalarından kıl payı silkelemiş olmak onu şaşkına çevirmişti. Burnundan, karnından, en mahrem yerlerinden sarkıtılan hortumlar ve delik deşik edilen damarlarına takılı serumları canından çok içini acıtıyordu.
Gözlerini kapadığında en kadim dostu kemanının arşesiyle kol kola girip ziyaretine gelmiş olduğunu gördü ve yaşlı adamın dertleri dilleniverdi birden.
Öyle ya, dile kolay, tam ellibeş sene geçirmişlerdi beraber...
Yaşlı adam kemanına hayatta kaçırdıklarını, yaşanmamışlıklarını, pişmanlıklarını itiraf etti bir bir. Kızının açtığı teypten Vivaldi’nin notaları kapladığında hastane odasını, hayatta ona verilmiş en büyük şansı, solist olarak bir konsere çıkıp Dört Mevsim’i çalma fırsatını nasıl kaçırdığını, Mozart’ın büyülü melodilerini duyduğunda ise onun dehasına ve bestelerine ne kadar öykündüğünü anlattı uzun uzun.
Sohbetlerinin, dertleşmelerinin harareti saatlerce dinmek bilmedi.
Konu hayata ve anlamına geldiğinde ise cümleleri hız kesti. Ardından gelen sessizlik huzursuzluk vermedi ikisine de. Çünkü bu eski dostlar sustuklarında da anlayabilirlerdi birbirlerini.
Düşünceler arasında aynı anda iç geçirdiler:
Hayat, istemimiz dışında var olmamızla başlayan, zaman ilerledikçe anlaşılan, alışılan ve sevilen, ancak neticede yine istemimiz dışında yok olmamızla sonuçlanan nankör bir yolculuktu... Çetrefilli yollarda direksiyon sallayan en dayanıklı uzun yol şoförü de olsak, bir gün bir dış ses gelip mutlaka “yol bitti” diye fısıldayacaktı kulağımıza...
İki kafadarın yoğunlaşarak yükselen düşünce bulutları bir hemşirenin kapıyı aniden tıklatıp içeri dalmasıyla dağıldı...


