şişli'de bir apartıman
yoksa eğer halin yaman
nikel-kübik mobilyalar,
duvarda yağlı boyalar...
Giriş katının sahibeleri:
(1.kat)
Seksenli yıllarda apartmanımızın giriş katında uzun boylu, sopa
vücutlu, ayakları iri kemikli, erkek gibi gür sesli, kısacık saçlı,
matrak mı matrak bir kadın otururdu, boyundan uzun iki oğluyla,
Adı Leyla...
Güldürürdü bizi ailecek, her "hayattaki en büyük hayalim dansöz olmaktı" dediğinde
Tezat bu ya...
Buradaki evini sattı gitti yıllar öncesinde Leyla,
Taşındı bir başka eve, yine oğullarının yakınında...
Şimdi,
Yeşil cılız muhabbet kuşuyla yalnızlığını paylaşan, kır saçlı bir teyzecik oturmakta aynı giriş katında...
Her sabah açtığı tek panjurundan uzatıp kafasını, güler bir yüzle boş sokakla "günaydın"laşmakta...
Yakaladığında kendisini dinleyebilecek birilerini, hemen hastalıklarından ve sıcaktan dert yanmakta
Bayramlarından Paskalya geldiğinde, tüm katları renkli yumurtalarla donatmakta...
Girişin Üstündeki Çile:
(2.kat)
Seksenli yıllarda, girişin üstünde yeni evli bir çift otururdu.
Çok gençlerdi ve çok aşıklardı birbirlerine.
Mutlu kadın, aşık aşık dalardı, erkeğinin gözlerinin içinde...
Mutlu kadın talihsizdi.
Aşık bakışları, mutsuz bir delinin bakışlarıyla değiştirdi yerini,
Bekaretini bıraktığı yatakta, en yakın kız arkadaşıyla sarmaş dolaş görmesiyle birlikte o pek çok sevdiği erkeğini...
Şimdi,
aynı kadın,
uzamış kaşları,
bakımsız suratı,
ve hala mutsuz bakışlarıyla
vazgeçemediği eski kocasından peydahladığı bir kız çocuğunu büyütmekte,
Kız çocuğu gün geçtikçe sanki daha bir balıketinde...
Ve kadın, her yeni evlenen kadına ilk nasihat olarak, "kız arkadaşlara güvenilmemesi gerektiğini" tembihlemekte...
Yönetici Ruhu:
(3.Kat)
Seksenli yıllarda, eskiden eczacılık yapmış bir teyze otururdu üçüncü katta, ismi Zekiye.
Uzmandı bir hamur işlerini pişirmekte,
bir de apartman yöneticiliğinde...
İnsanın içi kaynardı ışıldarken gördüğünde onun maviş gözlerini, kırışıklıklarla bezenmiş bebek yüzünde ...
Kızının yanına taşınması gerekti, vücudu keskin yaşlılık sinyalleri verdiğinde,
Bilinmez ki
apartmanını mı,
yöneticiliğini mi,
anılarını mı bıraktığından geride,
üzüldü böylesine
Geçen sene kabuğuna çekilmek istedi kemikli bedeni, erdi ebedi istirahatine...
Şimdi ise bir hemşire emeklisi, huzurlu ailesiyle beraber oturmakta aynı katta,
Ve üçüncü katın havasından mıdır,
suyundan mıdır,
ruhundan mıdır bilinmez,
O da apartman yöneticiliği yapmakta...
İşve'nin eski evi:
(5.Kat)
Seksenli yıllarda apartmanımızın beşinci katında, güzeller güzeli bir hostes otururdu
genç yaşında kaybeden, pilot kocasını
Gösterişi, bakımı seven, işveli biriydi kadın,
Mini eteğini giydiğinde, her sokaktan geçeni kendine baktırtacak,
Sadık evlilerin bile gün gelip, başlarını döndürtebilecek kadar
Cazibeliydi...
Hayatın erkeksiz ve yalnız geçmeyeceğine kanaat getirdiğinde
Evlendi kendisine aşık olan ünlü bir kunduracıyla,
Ve taşındı şık bir apartman dairesine.
Yine Şişli'nin ana caddesinde...
Şimdi, yeni evli,
Sessiz sakin bir çift oturmakta Bayan İşve'nin eski evinde.
Ara sıra ahbapları gidip gelmekte,
Bazen heyecanlı gürültülerle maç izlenmekte...
Siyah Kuğu'nun Anıları:
(4.Kat)
Seksenli yıllara gelmeden kıvırcık sarı saçlı bir kız çocuğu doğdu bu katta.
Gürleşsin, bitlenmesin diye annesi kestirdi cılız saçlarını hep kızın, kısa kısa.
Küçük kız ağladı sokak sakinleri onu her oğlan çocuğu sandıklarında...
İlkokulu okuduktan sonra iki sokak aşağıda,
Taşındılar ailecek Şişli'de daha geniş bir apartman katına...
Zamanla sarı kıvırcık saçları kızın, düzleşti koyulaşarak,
Ve ergenleşti ruhu da, bedenine uyarak...
Gelin oldu geldi 4 sene önce tekrar oturmaya, anılarıyla dolu apartmanının 4. katına,
Ve artık emin kimsenin onu oğlan çocuğu sanamayacağından, saçlarını kökünden kazıtsa da...