« Robert Plant | Ana Sayfa | Külkedisi? »

July 06, 2007

Ölüm üzerine...

Kabullenebilecek kadar güçlü hissediyorum hayatta pek çok şeyi, başkalarının kabullenemediği:

"Kaybetmeyi en hırslanılan bir iddaayı, terk edilmeyi, aldatılmayı, beş kuruşsuz ve aç kalmayı, hastalanmayı..."

Ama kabullenemiyorum bu "ölüm" denilen illeti. Aklım hiç almıyor işte, küçüklüğümden beri...Ölenin ardında miras kalan o yıkıcı hasreti, elden hiçbirşey gelmezliği...Çaresizliği...

Önce ben ölmek istiyorum.

Tüm sevdiklerimden, ve hatta sevmediklerimden de önce!

"Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmenin budalalık olduğunu ve vakti geldiğinde hayat sofrasından, karnı doymuş bir davetli gibi kalkıp gidebilmek gerektiğini" düşünüyorum kendi gidişim için, Montaigne gibi.

Ama hazmedemiyorum başkalarının gidişlerini...Bu "önce "ben" cilik" aceleciliği, tamamen bir bencillik, farkındayım ama sadece bu konuda bu denli güçsüz ve acıdan kaçacak kadar bencilim işte. ...

Bugün varsın,

Seviyorsun ve sevdiriyorsun çevrendekilere kendini,

Nefes alıp veriyorsun, gülüp ağlıyorsun.

Tartışıyorsun işler istediğin gibi gitmediğinde, mücadele ediyorsun.

Ve kanlı canlısın tüm bunlar olurken.

Hatta öyle canlısın ki, belki pespembe yanakların?

Sonra "an" geliyor,

Koskocaman bir "yok"sun, "hiç"sin ?

Morarıyor bir anda tüm pembeliklerin.

Soğuk,

Kaskatı,

Cansız

ve

"Yok"...

ve

"Hiç"

Oluyorsun.

...

Delicesine özlüyor seni, yıllarca koynunda büyüttüğün bebelerin,

veya ellerine sinen kokusuna taptığın sevgilin,

Ama "yok" işte hiçbir ihtimal de, tekrar görebilmeleri için...

İhtimal yok olduğunda, kabullenemiyor özlem bunu

Şişirip şişirip zorluyor göğüs kafesini, geride kalanların acılı yürekleri.

"Doğanın gereği" diyor bazı insanlar,

bazıları ise "kader: mukadderat denen büyük kuvvet" ...

...

Ölüm denilen bu lanet şey,

İsyan bile edilemeyecek kadar saçma,

Ve var olma yolu olarak "duygularını" seçmiş insanoğlu için en büyük haksızlık değil de, NE?

Yorumlar

en çok ağustos onyedide hissettim ölümü,
en çok bayramlarda hissettim ölümün sonrası çaresizliği,
en çok hastalandığımda fark ettim ölümün bana bıraktığı kuru yalnızlığı...
tek tek gitmişlerdi
daldan düşen yapraklar gibi tek tek dökülmüşlerdi...
kalanların ardında
gidenlerin ardından bakmak ne kötüydü...
doğru bir gidişti ölüm zamansız
sorgusuz
bir gidiş...
ve kalanlardan bir götürüştü en anlamlı parçalarını
en cesur yanlarını...
şimdi yıllar sonra
uzaklara giden kendimi çağırıyorum
yine kendime...
elbet annem olmuyor babam yada kardeşlerim olmuyor
dönmüyor benimle geri...
ama yinede
ölüm
öldürmeyi beceremedi bendeki özlemi...
annem
babam
kardeşlerimi koparsada benden
yaşayanlar dünaysında ben
ölüme inat yaşıyorum...
ne kötü
ölüm canımı almak için zamanı beklemek zorunda...
:))

Bu yazı yoruma kapatılmıştır.

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar