« June 2007 | Ana Sayfa | August 2007 »

July 31, 2007

Doğum ve bencillik üzerine...

Doğum, bir bebek ve annelik şart...

Neden?

Çoğu  insan için nedeni: "Şart, çünkü bu dünyanın en güzel şeyi! Herkes bunu tatmalı" ya da daha beteri "Şart çünkü bu doğanın kanunu?"

Bir yavru kedinin bile tanıyıp da seni tepki vermesi içini eritirken, kendi çocuğunun kokusunu içine çekmek ve öperken gözlerine bakıp seni seviyorum demek elbette ki harika bir histir,  itiraz yok.

Ama peki ya seçim şansı olmaksızın birini, hem de en sevdiğini,  zorunlu olarak getirmek bu dünyaya, hoş mu?

Sana bu dünyanın en büyük hazzını, mutluluğunu verene, elinden geleni ardına koymasan, ne yaparsan yapsan da karşılığını verebilmen mümkün mü?

Dünyanın en güzel şeyini,

daimi sevgiyi hissetmek için

olmayan birilerine can vermek

aslında topyekün bencillik değil mi?

Küresel/global (ısınma) çocuk

Bu kış boyu (kışı yaşadığımız da  söylenemez pek ama?) sadece bir gün kar yağdı. O da 4 Kasım'da. Coğrafya dersinde öğrendiğimiz en büyük göllerin haritası değişmeye başladı %50 çektiğinden suları...Trakya'da strese girdi ayçiçekleri, kavruldu bedenleri, henüz yağ dolamadan çekirdekleri...Doğa ölmeye başladı, kaymaya başladı birşeyler avuç aralarımızdan hızla. Yetişemedik...Daldık yine insanoğlu olarak, "kendi "günümüzü kurtarma telaşlarına...

Küresel ısınma devrinin çocuğu  bilemeyecek mi acaba

Karda bata çıka oynarken kar topunu

Yanaklarındaki ateşin yükselmesinin

Ve eksili derecelere rağmen dışarıdaki,

Boncuk boncuk terleyebilmenin zevkini?

Suyu çekilmiş, balçık tutmuş  göllerde kaçırırken aç ördekleri, taze cilalanmış sapanıyla,- ve çocuk aklıyla

Hissedemeyecek mi hiç, bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurla ferahlamasını,

Çekemeyecek mi ciğerlerinin en derinlerine ıslanan toprağın o baştan çıkarıcı kokusunu

...

Yazık!

....

Yaşanılanlar üzerine...

Yaşanılan herşey geçici.
En büyük mutluluk,
En büyük acı,
Hepsi geçici...

"Geçen", o an -var,
şu an -yok
olandır.

O anki gerçeğimiz şu anki:
"Yok" "olan"dır.

Gerçek
Yok
Olur

Akıl, yürek

Aklı yüreğinden küçük olanlar hep,
gerçek dostlarım...

Kolay, zor...

Söyleyemediklerin sırnaşıktır.

Zamanla seni sarıp sarmalayan sarmaşıktır,
köklerini ruhunun derinlerine doğru umarsızca salan ... 

"Dışarı"dan içeriye almak kolay da hep, "içeri"den dışarıya bırakması neden hep böyle zor?

July 29, 2007

Korkuyla büyümek

Korkuyla büyüdük hepimiz.

Küçükken, öcüler ve cinlerle korkutulmamızdı merak ettiğimiz karanlık odalara girememizin nedeni.

Zamanla, merak etmeyi de unuttuk, karanlık oda gördüğümüzde sadece kaçar olduk.

Doysak da tıka basa, gece düşlerimize canavar olur girer diye korktuğumuzdan bitirdik artık kalan yemekleri.

Tıka basa yemeğe alıştık böylece ve gün geldi alıkoyamadık hep tüketmekten, kendimizi.

Yeşilliklerin büyüsüne kapılmış zıplarken, fareler çıkar da ayaklarımızı kemirirse diye korkutularak oturtulduk annemizin dizlerinin dibinde.

Doğayı sevdik büyüyünce belki ama, doyasıya yaşayamadık hiç, korkmaya devam ettiğimizden o iğrenç farelerden...

Kullanılır atılırız, harcanırız (?) diye olamadık istediklerimizle, yasaktı  şehvete kapılmak.

Bastırdık, bastırıldık.

Toplumsal saat  "artık tamamdır sevişmek serbest" dediğinde ise bu kez yıkamadık bir türlü tabularımızı ve kulak veremez olduk bir türlü en doğal dürtülerimizin vereceği zevke

...

Çok sorgulanmamalı, çok düşünülmemeliydi hayat, ölüm, nereden, nasıl geldiğimiz...

Çok düşünürse insan bunları, delirebilirdi.

Korktuk delirmekten...

Düşünmedik.

Güdüldük.

Dersimizi çalışmaz, iyi okumazsak iyi bir hayatımız da olamazdı. Bırakmalı eften püften hobilerimizi, olunması gerekeni olmalıydık.

Korkmalıydık  aylaklıktan. Korktuk da...

Okuduk kazanabildiğimiz o en güzel okullarda, çalıştık o hep düşlenen makyajı bol kurumlarda.

...

Sinus, kosinüs ve hipotenüsün kavgalı üçüz kardeşler olmadığını bildik gururla ama çıkamadık bir türlü işin içinden sorduğumuzda kendimize: "Ruhum aslında ne istiyor"? diye...

Çözdük çok bilinmeyenli denklemleri herkesten hızlı, ama öğrenemedik içimizde "olamadıklarımız"ın açtığı yaralara nasıl yapmalı ilk yardım müdahalelerini.

Ve gün geldi bakakaldık ruhumuzda açılan o çok delikli yaraya, gözlerimizde yitik bir anlam, elimizde 5 yıldızlı bordromuzla...


Hayal kurmak üzerine...

Wattabe

Hayal edileni beklerkenki heyecanlı serüvendir aslında yaşamı yaşam kılan- sonunda "gerçekleşen" hayal edilenden daha vasat olmasa bile...

Hayal ederken aralanır aralamak istediğin tüm kapılar ve çeker derinlerine birkaç nefes ufkun, aralamayı seçtiği her kapıdan.

Bu kapılar çeşitli yerlerine açılabilir hayatın: Doğum, ölüm, aşk, kader, şans,ihanet...Güzel olan, hangi kapıyı, neden araladığını kimse soramaz hayalinde, çünkü orada özgür ve yalnızsındır.

Hayal etmek yalnızdır, yalnızlıktır.

- Hayallerin ne kadar insanı barındırsa da içerisinde, aslında tüm o "kalabalık" ve tüm yaşanılası muhtemel hadiseler sadece senin, yalnızlık esnasında yarattığın kurmacalarındır.

- Sadece kendinle ilgili hayaller kursan (hayalinde senden başkası olmasa) ve kurduğun esnada kalabalığın tam da ortasında olsan, aslında yine yalnızsındır. Ve ne harikadır ki senden başka kimse bilemez sen dillendirmedikçe, kurmacalarını.

Gerçekleşen ise mutlaka bir şekilde "ötekiler"ledir ve öyle ya da böyle yalnızlığını yitirir.

Hayal etmek özgürlüktür, mutluluktur.

Gerçekleşenler ise özgürlüğünü yitirmek zorundadır bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde.

Gerçek yitiktir, eksiktir hayal edilene göre.

Gerçekleşmiş olan, heyecanını kaybedendir.

Ama her gerçekleşen de yeni bir hayalin kurulmasını tetikleyendir...

July 22, 2007

Baskın olamamak...

"Galip sayılır bu yolda mağlup"  dedin mağlubiyetini "buruk" yüreğinle yine de kutlarcasına- 2. bölgede 40bin oy toplayınca
Sessiz, sakin ve mutlu hayatına geri dönecektin ne de olsa, yaptığın onca mitinglerden, yorucu mücadelelerden sonra...

Biz geride kalanlarsa,

Mutlu değildik el ele tutuşmuş zafer kutlayan o iki "saçlı" (erkek), iki "bağlı" (kadın) birleşmiş ellerini gördükçe ekranlarda,

Havada

Nidalarla

Kendi ampullerinin gölgesinde ışıldayan

"Haklı" mutluluklarından uçarcasına.

...

En kötüsü de "insan"ın yalnız hissetmesiymiş zihniyet olarak, yaşadığı topraklarda, soluduğu  havada...

"Ait" hissedip de bir şekilde, "ait" olamadığının belgesi olan o çoğunluk yüzdelerinin çarpmasıymış yüzüne sanki,

Şiddetli bir şamarcasına...

Yanaklarını kızıl kızıl kızartırcasına...

July 20, 2007

Yara

Şehir apartmanlarının çatılarında aç kalmış martıların iç kıyan sesleri çıkacak gibi olduğunda yüreğinden, hissedip susturuyordu.

İşte tam da o susturulan, hep bastırılan yerinde yüreğinin, açılsın mı, kapansın mı bir türlü karar veremeyen ikircikli bir yara çıkıverdi.

İlk gününde çıkmasının, oluk oluk kanıyordu yara. Tüm can toplanmıştı sanki küçücük yaranın içinde, kalp orada atıyor, ruh orada acıyordu.

Sonraki gün doğduğunda, ilkindeki o dayanılmaz şiddet hafiflemişti.

Hatta hafifçe kabuklanmasının üzerinin, tamamen iyileşeceği o huzur dolu günlerin ilk işareti olduğunu düşündü.

Fakat kabuklandıkça, kaşınmaya da başladı yara.

Kaşınmaya başladığı gün, o artık konuşamaz, gülemez, başka birşey düşünemez olmuştu,

Varsa yoksa aklındaki, kaşımaktı yarayı!

Engel olamadı yine içindeki martıların çığlıklarıyla uyandığı bir sabah kendine. Döndü yüreğine ve kaşıdı yarasını henüz tam iyileşmediği halde...

Kaşıdıkça tatlı geldi kaşıması ve koptu zaten az sertleşen kabuk, haşin, dur nedir bilmez tırnak darbeleriyle.

Ve açıldı yara, doldu yine yürek,kan tanecikleriyle...

July 15, 2007

Yeni Dünya Maymunları

Yeni Dünya maymunları kuyruklarını, sarılma, kavrama, sallanma, tırmanma ve yiyecek toplamada üçüncü bir el gibi kullanırlar. Düşen yavrularını kurtarmada ve bir ağaçtan diğerine geçmede kuyruklarından maharetle istifade ederler. Bunun için bir ağacı elleriyle kavrarken diğerini de ayakları ve kuyruğuyla kavrayarak bir köprü kurarlar. Yavrular da buradan koşarak geçerler. Bazı türlerin kuyruk uzunluğu boylarından fazladır. İki beyin yarı küresinden biri kuyruğu ötekisi de diğer vücut olaylarını yönetir.
Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Maymunlar

Fotoğraf: Bali, Maymunlar Ormanı, Balayı, 2003

Honeymoon_1442

Ünlü Yeni Dünya Maymunları'nın "Ofisidea" familyasından biri,
Asılı kalmak istedi hep bir ağacın dalında, maharetli uzun kuyruğuyla zar zor yakalayabildiği
Çünkü tatlı olduğu kadar da lezzetliydi o ağacın yemişleri,
Ve zevkliydi kaşıması - her gün akşam olduğunda - tatlı yemişlerle doyan o şiş göbeğini
...
Geçtiğinde ilk başarının tattırdığı o zevkü sefa saatleri
Statü endişesiyle* olması gerektiğinden fazla titremeye başladı bir gün elleri
Değil kendi yemişini kendi yiyebilmesi,
Mastürbasyonunu bile artık başkalarına yaptıracak  hale gelmişti!
...
Kendini doyuma ulaştırırken bile başkasına bağımlı olmak ne fena bir acizlikti
Ve daha kötüsü ise idraksizliğiydi bu hazin acizliğini
...

*Alain de Botton

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar