« Asmalımescit dilencileri | Ana Sayfa | Saat 21-22 Şiirleri'nden... »

June 01, 2007

Erzurum'lu bir esmer güzeli

Snipshot_e4ow0ao0t8m

İnsan, sevdiklerini görmeye sadece saatlerin kaldığı, güneşli bir cuma sabahında bir anda yıllar öncesine dönüp 2-3 damla yaş döker mi gözlerinden? Döker... Bazen, geri getiremeyeceğini bildiklerinin anılarını silen bir makine ister mi insan? İlk başta olsa keşke desem de istemezdim sanırım, yoksa kalmaz ki bir robottan farkımız...Acılar da anılar da yaşamak için, tekrar tekrar. İnsanlar için... Bu sabah, Ahmet Özhan'ı televizyonda görüp de anılar canımı acıttıktan sonra:

Ahmet Özhan'ı çok severdi anneannem, dedemin evde estirdiği "klasik batı" despotluğa rağmen.
Ona sorsanız Ahmet'in sesinden, şarkı söyleme üslubundan ve  "efendiliği"ndendi bu sevgisi
Söylemese de hiç, onu her televizyonda gördüğünde yüzünde beliren aydınlanmadan anlaşılan,onun yakışıklı bir erkek olmasının da payı vardı bu hayranlığında...

Aşikar anlatamasa da sevgilerini, kıstırırdık bir köşede onu  ve sorardık çocukça bir muziplikle: "Anneanne sen hiç aşık oldun mu?" diye dedemden gizlice. O da dayanamaz, anlatırdı her defasında parmaklıklı penceresinin arkasından bakarken görüp aşık olduğu o subayı...

Her anlatışında da yaşarken yaşatırdı platonik aşkın o hiç bitmeyen, uzadıkça da büyüyen heyecanını.

Kim bilir belki de benzetirdi Ahmet'i de o subaya...

Esmer güzeli bir Erzurum'lu kadındı anneannem. Severdi sokakları ve insanları izlemeyi camın kenarına yerleştirdiği sandalyesinden. Pencereleri hep kapalı bile olsa.

Acı badem sütü tek bakımıydı. Zaten güzel bir kadın için yeter de artardı bile bir acı badem sütü, bir de kendini iyi hissettiren dudaklardaki kırmızı ruj.

Çay içmeyi de severdi, her Erzurum'lu gibi.

Çağın popüler hastalıklarından Alzheimer onu yakaladığında terketmemişti bu eski alışkanlıklarını. Bizle kaldığı o iki sene boyunca eksik etmedik sandalyesini cam kenarından.

Şans bu ya, pencereleri ardına kadar açık olduğunda bu kez de dimağı kapanmıştı...

Tuhaf bir hastalık...

"Günlerden ne anneanne?" beş bilinmeyenli denklem gibi çözmesi zor bir soruydu onun için. Beri tarafta, eski anılarını hala en ince detayına kadar hatırlardı.

Az önce ince belli bardaklarca içtiği çayı unutup, "bir çay koysak da içsek" derdi eskiden beri insanı özendiren o keyfiyle...

Yaşasaydı da ben ona defalarca çay demleyip, taşısaydım yorgun argınlığa rağmen diye düşünüyordum. Yaşasaydı da kazağını az önce giydiğini unutup benden yine kazak isteseydi, fark etmezdi. Beni hatırlaması ve sevdiğini söylemesi eski günlerdeki gibi, bana yeterdi.

Yaşamadı...

Yorumlar

Yorum yazabilirsiniz.

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar