"Şu insanlar da ne tuhaf" der annem hep: Evlenmediysen "ne zaman evlilik?" derler, evlenirsin bu kez "ee ne zaman çocuk?" diye birbirlerinin peşine düşerler. Sanki herkes robot gibi belli şeyleri sırasıyla yaşamak zorundaymışçasına...
Ben günümüz insanının- özellikle şirket/plaza çalışanlarının- başka bir tuhaflığına daha şahidim.
Kadın erkek hiç fark etmeksizin her gün hiç bıkmadan usanmadan, birbirlerinin dış görünüşlerinin şekli şemali üzerine konuşabiliyorlar.
Hele benim gibi yo-yo tipli biriyseniz-bugünlerde hoşuma giden bir tabir bu yo-yo:)- yani hızlıca birkaç kilo alıp verebilen biriyseniz tehlike altındasınız!
Ne tehlikesinden mi bahsediyorum? Yo-yo, selülit, varis vs değil bahsedeceğim tehlike, daha ciddisi : delirme tehlikesi! (Tabi delirmek sadece "bence" daha ciddi bir tehlike, anladığım kadarıyla estetiği daha ciddi tehlike olarak görenler de yaşıyor etrafımızda)
Herkes- çok samimi birileri olmasına gerek yok, sadece merhaba dediğim birileri dahil bu "herkes"e- sanki sözleşip beni cinnet anına adım adım yaklaştırmak istercesine sohbetlerine (onlar için sohbet bu (?) ) şöyle başlıyorlar:
"A aa sahi sen kilo mu aldın?"
"Süzülmüşsün sanki biraz, ya sen kilo mu verdin?"
Ve aynı gün içinde bu iki farklı ve açıklama yapmanın (benim vücudum bu, kime ne?) aslında bir o kadar da anlamsız olduğu soruya cevap vermeye çalışıyor, delirmeye direnişçi bir ruhla konuyu hızla kapatmaya çalışıyorum:
"Almadım?"
"Evet aldım"
"Hayır ,Vermedim..."
Ama dedim ya, bir kere sözleşilmiş, uzlaşılmış bir ruh sağlına kasıt söz konusu.
Israrla koyu! sohbetimiz dinmiyor hatta şiddeti artarak şöyle devam ediyor:
" Yok yok, almışsın sen, dikkat et..."
" Yok, yok, vermişsin sen kesin, bak bir tartıl göreceksin...."
????
Bu kez sessiz kalıp, bir gülücük atıp karşımdakine hızla ortamdan uzaklaşıyorum.
Çünkü kalçamdaki, bacaklarımdaki, göbeğimdeki, kollarımdaki yağlarımı, bazen sabahları sadece tuvalette görüp ofis ortamlarının mecburi sosyalliğinde "Merhaba" dediğim birileriyle tartışmak, vücudumla ilgili sorulara cevap vermek zorunda olmak bence çok saçma?
Çünkü eğer hızla uzaklaşmayıp bu saçmalığın ortasında bir dakika daha durursam gözümün kararacağını ve o kişinin suratına bir güzel sana ne? diye bağıracağımı hissediyorum. Ve elbette iş ortamında bu hiç de hoş karşılanacak bir davranış olmaz...
Sosyalleşmek uğruna verilen mücadelede, edilen iki çift lafta da karşındakinin vücudundan dem vurmak bence en büyük asosyallik göstergesi.
Radikal'de bir köşe yazarı bu konu üzerine daha önce yazmıştı. "Etrafımdaki konuşmaların çoğu kilo üzerine başlıyor... Sanırım artık insanlar birbirleriyle konuşacak birşey bulamıyorlar..."
Katılıyorum.
Sanırım insanlar şunun farkında değiller :
1- Susmak da aslında konuşmak kadar iyi birşeydir. Çünkü sustuğunda düşünebilirsin ? / Tabii her daim konuşmanın şart sanıldığı, hatta gürültüde en yüksek sesi çıkararak diğerlerini bastıranların başarılı görüldüğü zamanımızda çeneyi tutmak zor zanaat...
2- Aynı espriye tepki olarak verilen küçük bir tebessüm veya ışıltılı içten bir bakış çoğu zaman düşünmeden dile getirilen basmakalıp 3-5 cümleden daha yakınlaştırabilir insanları. / Şayet sosyalleşmekse amaç...