« November 2006 | Ana Sayfa | January 2007 »

December 28, 2006

Balo maskeli..

Img_1156
Maskeler düşse,
Egodan vazgeçilse,
İnsanlar o içlerindeki gerçek insanı olabilseler keşke her zaman,
Saf ve içten...

Yoğun ve hissiz...

Img_1362

Yoğunuz biz,
Çok yoğun...
Öyle ki
Bir gün belki hayatta,
Hiç göremeyeceğimiz birisi ile
Zaten tanışamayacak kadar

Yoğun...

Herkesi bir gün görememe ihtimalimiz var, değil mi?
Tanısak da, tanımasak da...
Ne acı!

Ya da tanıdığımız bir kişiyi
Son nefesinden bir önce
Hiç göremeyecek kadar

Herkesi bir gün görememe ihtimalimiz var, değil mi?
O son nefesinden bir önce, ya da bir sonra ne farkeder ki, ne acı!

Çok yoğunuz biz çok!
Hiç...
Tanışmayıp,
Hiç...
Göremeyecek,

Hatır bile,
Soramayacak kadar...

Öyle yoğunuz ki biz,
İşte o denli acınacak halimiz...

O kadar yoğunuz ki bazen işte,
Beraber olmayı arzuladığımız dakikaları
“En” sevdiklerimizle bu hayatta
Denk getiremeyecek kadar...

Yoğunuz  biz çok yoğun!

Sırf yoğunluktan eksikliğimiz ortamlardan

Ya da sırf
Yaşadıkça yoğunlaşan isteksizlikten tüm bu
Fazla hissetmelerimiz!

December 08, 2006

DD!

Snipshot_e41ep4mpoi3x_2

Bir adam var hala hayatımda, çocukken tanıştığım

Ve ilginç olanı hikayenin, o varsa da yoksa da, hiç mi hiç vazgeçemediğim...

Bir kadınsan eğer beni okuyan, ve merak ettiğin mesela elleriyse eğer bu erkeğin, hemen söyleyeyim, lekeli, buruşuk ve yumuşak deriliydi elleri.

Öyle ki o konuşurken bazen, ellerini tutup derisinin buruşukluklarıyla kendi ürettiğim oyunları oynardım hatta

Tabi çaktırmadan ona, aklım sıra...

Sıkardım  ince kemiklerinden sıyırarak lekeli derisini, ama kalırdı derisi olduğu yerde, sıktığım gibi...

Ve oyunumun bittiği o an, onun, artık, yaşlı olduğunu anlardım!

Bir erkeksen eğer beni okuyan, ve merak ediyorsan o erkeğin benden başkalarıyla olan ilişkilerini, sana kısaca diyebilirim ki severdi güzel kadınları, ve severdi güzel kadınlar tarafından çok sevilmeyi...

Gün batarken başlardık onunla derin bir sohbete, güzel kadınlar arasından tek geçerek seçtiği  'hayat eşinin' diktiği ortancaların içinde...

Balzac senin, Mayakovski benim derken, irkilirdim aniden ölümsüzlüğün hasretiyle yanan gözlerinin feriyle!

Hiç  'yaşlı' değildi o ellerin sahibi, felsefeden, edebiyattan ve hoş sohbetin birleşiminden keyif dolmuşken ya da iskambil kağıtları arasından 21'e en yakın sayıyı elinde heyecan içinde tutarken!

Her kimin eli çekilse yaşıtları arasından, hiç 21'e ulaşamadan birden,

Ve görse ağlaşan insanları peşinden,

'Deli mi bunlar yahu' derdi, 'ağlamak niye ki ölüme bu kadar içten?' zira hepimiz öleceğiz zaten,

Hak versem de şaşarak bu sözlerine büyük hayranlıkla 'o yaşarken',

Anladım ki çok bile azmış ağlamalarım o öldüğünde

Hayatıma yön verebilen 'yegane' o  erkeğe...

Dedeciğime...

--Onun gibisi olmadı hiç...

Picture_2

Merhaba,
Yazılarım, hayatım siyahkugu.com'da "Hayatın tadını üzerine düşünerek cıkaralım." Yorumlarınız için: siyahkugu@gmail.com

Pınar