Ayrılıyorum...
İstanbul, senden ayrılmaya artık kararlıyım.
Cihangir’ini, Nişan taşlarını, mescitlerden asmalısını, yere batanı,çıkanı, ‘Boğaz’ına düşkün insanlarını, ‘Bebek’ini tanıdığıma inan çok sevindim.
Ancak burada, Bitez koyunda , senin tozlu ve durmak dinlenmek bilmeden kırılıp yeniden yapılan kaldırımlarında yıllardır aradığım kendimi buldum. Ve bence insan, kendini bulduğu yerde yaşamalı tek hayatını...
Üzücü bir ayrılık bu, her ayrılık gibi , ama söyledim ya, bu sana son mektubum...
Buraya yerleşip Muğla’lı cocuklara okuma yazma öğreteceğim, boş vakitlerde atölyeye gidip minik evime seramikten tabaklar, ahşap tahta peçeteliklerime rengarenk çiçek desenleri yapacağım
Hava güzel olduğunda fosforlu pembe begonvillerin arasında yapacağım huzurlu uzun yürüyüşlerimde terleyip, en beğendiğim koydan koyulu açıklı maviliklerine tertemiz denizin ‘cuuuppp’ atlayacağım...
Akşamları yemeğine göre birkaç kadeh beyaz ya da kırmızı şarap içeceğim manzaraya karşı...
Bahçemdeki meyve ağaçlarımdan topladığım (mesela şimdi nar var) mevsimine ve keyfime göre meyvelerle keyif çatacağım yemek üstüne...
Erken yatıp, erken kalkıp, beslediğim gürültücü tombul tavuklarımın mahsülü taze sıcak yumurtaları haşlayıp yanına da kendi el yapımım kepekli&cevizli taze ekmeklerimle yapacağım kahvaltımı...
Günlerim hiç kararmayacak içim gibi, ışıldayacak...


Yorumlar