Çocukluktan başlar bir seçimler silsilesi ve hiç yakamızı bırakmaz...Horoz şekeri mi yemeliyim yoksa elma mı (üüüff ikisi de ne kadar lezzetli görünüyor!!) , annemimi daha cok seviyorum yoksa babamı mı (acaba hangisini seçmeliyim, kalp kırar mıyım?), o okulu mu kazanmalı yoksa diğerini mi (ne farkeder ben gezmek tozmak istiyorum aslında...) , sarışın çocugun kolları mı daha şefkatlidir yoksa yoksa esmer olanın mı (sarışın da pek "iyi" huylu ama esmer daha mı "yakışıklı" ne??) , o iş mi yoksa bu iş mi (hangisi daha çok para verir acaba, neticede para için çalışmıyor muyuz şu dünyada), o şık mı yoksa bu şık mı (ne biçim bir test bu sabah sabah ben eve gidip uyumak istiyorum ) !!!....? Uzayıp gider, biri biter bir diğeri başlar... Uğraş, didin, dur,dikkatli düşün, karar ver, stres, geril, offla puffla, sonunda ohhla ama tekrar ah'la belki bu kez!!!... Üstelik bazen seçtikten sonraki rahatlama da kısacık sürer, yerini pişmanlığa bırakır rahatlama, bir "kendini avutma" devresi öncesinde... Yoksa diğerini mi seçmeliydim kemirir insanın beynini eğer mutlu değilsen bu seçimde ...
Sürer gider, iyi seçim, kötü seçim, hay allah yine kötü seçim, bak ama kesin bu doğru seçim derkeeeeeeeeeen tüh ya yine mi yanlış karar!!!! Yanlış derken bir de bakarız aslında doğrunun ta kendisiymiş elenen...
Daha kötüsü, (acaba iyisi mi demeliyim, en azından seçim "şansı" var diye, burda da bir seçim söz konusu aslında (!) ) bundan sonra da daha önümüzde binlercesi olacak...Kimilerine doğru karar diyeceğiz, kimilerinden ise bin pişman dilimiz yanmış uzaklaşmak isteyeceğiz belki kim bilir...